Tuhaf gelebilir ama, önce İzmir ’in, onu her ziyaret ettiğimde bende bıraktığı izlerden söz etmek istiyorum. İstanbul üzerinden geldiğim için ziyaretimin ilk günleri, bu şehrin farklı, sakin ama alımlı havasını kavramakla geçer. Özellikle geceleri bilmediğim yollarda, sokaklarda yürüken karşılaştığım eski evler, kediler ve sokakların diğer sakinleri farklı bir yerde olduğumu hissettirir bana. Gündüzlerinden çok gecelerini sevdiğim bu kentte bir sergi hazırlamak için davet edildiğimde işi nereden başlayabilirim diye düşündüm. Elbette serginin isminden... Serginin ismi, SESSİZLİK_FIRTINA İzmir ’de yaratıcı alanda duyumsanan bilinçli geri durmanın yarattığı “sessizlik” ve sakin olma olgusuna gönderme yapıyor. Ancak ilk bakışta duyumsanan sessizlik olumsuz bir öğe değil. Çünkü bu kentin coğrafi ve sosyal yapısından kaynaklanan özellikler bir şekilde sanatçılar ve sanat hayatı üzerinde de farklı bir atmosfer oluşturuyor.

Sergi işte bu “sessizlik” noktasından yola çıkarak, bunun arkasında, etrafında birkaç adım ilerisinde olabileceklere gönderme yapmayı hedefliyor. Bu bağlamda “fırtına” elbette çıkması beklenilen, hatta öngörülen mecazlı bir olgu. Sessizlik de, o potansiyel duyumsatıyor. Tıpkı İzmir çıkışlı görsel sanatçıların özellikle son 20 yılda İstanbul ve yurtdışında gerçekleştirdikleri çalışmalarla isimlerini belirgin kılmaları tam anlamıyla “fırtına” olarak değerlendirilebilecek olmasa da önemli bir olgu. İzmir ’in kentsel karakterini sanat çalışmaları üzerinden tanımlayabilmek için farklı metaforlara ihtiyaç vardı. “Sessizlik_Fırtına”, özellikle de bu iki kavramı yan yana getiren “alttire” işareti önemli bir kimliğe sahip burada.